Üniversiteler hayatımızın dönüm noktası olan kurumlardır. Büyük hayallerle yola çıktığımız meslek sahibi olacağımız, pek çoğumuz için özgürlüklerimize ilk adımı attığımız yerlerdir. Kendi adıma hayatımın en büyük heyecanını duyduğum dönemdi, artık bir vasfım olacaktı, yeni bilgiler öğrenecektim. Toplumda okuduğum bölümle değer göreceğim bir dönem başlıyordu. Üniversite hayatıma büyük geçim sıkıntısı ile başlamasam da yurt masrafları, kitap masrafları, özel ihtiyaçlar derken eğlenceli bir üniversite yaşamından ziyade kaygılarla dolu, yurt ve okul arasında mekik dokuduğum bir eğitim hayatı yaşadım. Ülkemizde öğrenci olmak çok zor. Devlet üniversitelerinde okuyan öğrencilerin çoğu öğrenim hayatını maddi kaygılarla geçiriyor. Öğrenciler okulun sağladığı etkinliklerden, gezilere, arkadaşlarıyla içeceği bir kahveden, üstüne başına giyeceği birkaç parça kıyafete kadar pek çok güzel andan maddi kaygılar nedeniyle mahrum kalıyorlar. Oysa üniversite dediğimiz devletin en önemli ekollerinde öğrenciler böyle kaygılar yaşamamalılar. Üniversiteler aldıkları öğrencilerin sayısı kadar yurt imkanlarına da sahip olmalılar, devletin sağladığı üç kuruşluk burs dışında kitapçılardan kaynak kitap alabilmeleri için kırtasiye ödenekleri de olmalı. Hatta öğrencilerin uzun uzun zaman geçirdikleri, hepimizin bildiği zincir kahvecilerden, aylık kahve kartları olsa ne güzel olurdu. Gençler paraları olmadığında bile mahcubiyet yaşamadan ayağını yorganına göre uzatır, öyle harcama yaparlardı. Okullarımızda mezuniyet baloları bile öğrencilerden toplanan paralarla yapılıyor. Tüm bu maddi kaygılar dışında taşrada , ücra bir yerde okuyorsanız, spordan, sanattan, kültürel birikimden uzak bir eğitim hayatı geçirebiliyorsunuz.
Lise çağlarında en büyük hayalim Boğaziçi Üniversitesinde okumaktı. O koskoca okulda, tarihi binaların arasında, farklı kültürden insanlarla iç içe okumak çok heyecan verici geliyordu. Çünkü hep şöyle derlerdi; en kötü bölümü bile okuyacaksan beş yılının ziyan olmaması için, Boğaziçi’nde okunmalı denirdi. Günümüzde liyakat sorunu nedeniyle içi boşaltılmaya çalışılan bir kurum olsa da birkaç sene öncesine kadar ülkemizin en güzel üniversitelerinden biriydi. İnsan hak ve özürlüklerine saygılı, din, dil, ırk ayrımı yapmayan, cinsel yönelim, bedensel engeller gibi nedenlerle kişilerin ayrımcılığa uğramadığı, özgür düşüncenin özgürce geliştirebildiği bir üniversiteydi. Okuluna kayıtlı öğrencilere, idari personeline verdiği sağlık hizmetleriyle, yüzme, atletizm, tenis gibi birçok spor olanakları ile öncü bir okuldur. Müzik, tiyatro, sinema gibi çağdaş sanatla olan kuvvetli bağları ve sanat kulüpleri ile pek çok kültürel imkân sunuyor. Boğaziçi sadece öğrencilerine değil kedisine, köpeğine, okulu içerisindeki börtü böceğe bile sahip çıkan bir okul. Her ne kadar kendimi Boğaziçi Üniversitesinin tanıtımını yapıyormuş gibi hissetsem de benim için ülkemizdeki en ideal üniversiteydi.
O nedenle üniversiteler bilimsel ve toplumsal alanda dönüştürücü etkileri olan yenilikçi kurumlar olmalıdır. Yurt dışına gittiğimizde diplomamızın geçersiz sayılacağı bir eğitim sistemi olmamalıdır. Üniversitelerin eğitim standartları açısından uluslararası düzeyde yetkin bir eğitim vermeleri gerekmektedir. Dilerim tüm üniversiteler en kısa zamanda öğrencilerin siyasi kaygılar yaşamadığı, fikirlerini özgürce söyleyebildikleri, donanımlı bireylerin yetiştiği, laik birer eğitim kurumuna dönüşürler.






Cevap Yaz
Yorumları Görüntüle