
Mutluluk filmi Zülfü Livaneli’nin kitabından uyarlanan, yönetmenliğini Abdullah Oğuz’un yaptığı önemli bir eserdir. Filmde tecavüzden, töreden kaçan bir genç kızın hayatı anlatılıyor.
Meryem bir sabah perişan ve baygın bir halde Van gölü kıyısında bulunur. Amca dediği babasının kuzeni tarafından cinsel istismara uğramıştır ancak olayın şoku nedeniyle kim olduğunu hatırlayamaz. Günlerce ahıra kapatılan Meryem aç susuz bırakılarak ölüme terk edilir. Yanına girip çıkan üvey annesi önüne bir urgan ipi bırakarak artık “kirlendiğini” ve kendi kendini öldürmesi gerektiğini söyler. Meryem tam urganı boğazından geçirip ölüme hazırlanırken yaşama arzusu onu bu durumdan vazgeçirir. Bu arada amca ortalıkta dolaşıp bütün köylünün konuştuğunu bu durumun temizlenmesi gerektiğini söyleyip durur. Meryem’i öldürmesi için evin genç erkeği olan oğlunun askerden gelmesini bekler, gelir gelmez de ölüm emrini vererek Meryem ve Cemal’i İstanbul’a yollar. Yolda Cemal’in Meryem’i öldürüp atmasını ve köyüne geri dönmesini ister. Ebesi yani Meryem’in deyişiyle bibisi günlerce ahırda bekletilen genç kıza banyo yaptırır ve son kez kimin yaptığını sorar ancak Meryem hiçbir şey hatırlamıyordur. Çıktıkları ölüm yolculuğunda, Meryem ve Cemalin yolları Profesör İrfan Kurudal ile kesişir ve bu karşılaşma üçünün de kaderlerini değiştirecek sözde mutluluğa doğru bir yolculuğun başlangıcı olur. Meryem’e hiç kendisi olma hakkı verilmemiştir. İlkokul ikinci sınıfta okuldan alınmış, bir gün olsun sevdiği kıyafeti bile giyememiştir. Hep başkalarının seçtiği hayatı yaşamak zorunda kalmıştır. Meryem yetim bir kızdır, annesi daha onu doğururken vefat etmiştir. Hayata ilk kez boynuna dolanan kordonla başlayan ve sırf bu yüzden uğursuz olduğu söylenen Meryem yine boynunda bir düğümle savaşmaktadır.
Ben hiç günah yapmadım Cemal Abi! Defalarca kullandığı bu cümle bütün filmin ve masumiyetinin özetidir.
Meryem’den sapkın bir akrabasının istismarının bedelini canıyla ödemesi beklenmektedir. Çünkü toplum sadece kadını suçlar, kadın yaratılıştan itibaren günahkar sayılan Adem’e elmayı yediren, namus kavramının bu dünyada arandığı tek canlıdır.
Kadınların toplumsal yaşamdaki yeri ülkemizde sık sık gündeme gelse de bu görüşler çoğu zaman yetersiz sığ bakış açılarından öteye geçemez. Toplumda sadece çalışan, ekonomik koşullarını iyileştirebilen kadınların kaderini biraz olsun değiştirebildiği görebiliriz. Ancak aynı durum ülkemizin ücra bir köşesinde yaşayan kadınlar için geçerli değildir. Meryem de kaderini erkeklerin tayin ettiklerinden sadece bir tanesidir. Özellikle Doğu’da kadınların en büyük sorununun töre olduğunu rahatlıkla gözlemleyebiliriz. Kadın yaşamının sadece töre cinayetleri, töre evlilikleri ve töre gelenekleri çerçevesinde şekillendiğini, kültürel kodların kadına hiçbir söz hakkı olmadan kısmen hayatta kalma seçeneği bıraktığı boyutlara taşınmaktadır.
Bu gelenekler çoğu zaman şehir yaşamına katılmış pek çok doğu kökenli, eğitimli ve hatta ekonomik gücü elinde olan kadınları bile yaşam boyu peşini bırakmamaktadır.
Medya’da kadın karakterler genellikle ev içi rollerde, duygusal, zayıf ve şefkatli kişiler olarak tanımlanırken, erkek karakterleri lider, güçlü, koruyan kollayan ve bağımsız rollerde izleyebiliyoruz. Kadınlarla ilgili haberlerin geneli de eril bir bakış açısının dışına çıkamamaktadır. Namus kavramının sadece kadında arandığını, kadının kıyafet ve davranışlarıyla erkeği kışkırttığı söylemleri çoğu zaman apaçık olmakla birlikte örtük bir şekilde de basında yer almaktadır. Ülkemizde kadınlarla ilgili medya içerikleri genel olarak eğlence düzeyinde ve yüzeysel kalmaktadır. Kadının cinsel bir obje olarak sunulmadığı bir içeriğe rastlamak oldukça zor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği maalesef ki çoğu zaman medya yolu ile de meşrulaştırılmaktadır. Medyanın daha eşitlikçi bir konumda olması ve topluma katkıda bulunabilmesi için, cinsiyet temsillerinde daha dikkatli ve bilinçli söylemlerin üretilmesi ve kullanılması gerekmektedir.
Mutluluk filminde toplumsal cinsiyet eşitliği kavramına hiçbir şekilde rastlanmamaktadır. Filmin sonunda, Meryem törelerden Cemal abisinin aşkı sayesinde kurtulabilmiştir. Bundan sonra Meryem’in yaşamı, Cemal’in aşkının insafına kalmıştır. Meryem ancak Cemal’in çizdiği sınırlar içerisinde, yersiz kıskançlıklar ve baskıcı tavırlar ekseninde gelişecektir. Defalarca ölümün kıyısından dönen Meryem’in bundan sonraki hayatının da eril bir bakış açısı altında esaret içinde ilerleyeceği söylenebilir. Çünkü filmde “Mutluluğu çalan da vadeden de yine eril zihniyetin kendisidir.”






Cevap Yaz
Yorumları Görüntüle