İRAN’A BİR TÜRLÜ GELMEYEN DEĞİŞİM 

Yaşanan her gelişmeyle dünyanın “Rejim değişir mi?” diye heyecanlandığı bir ülke İran. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin şüpheli uçak kazası ve Hamas lideri İsmail Haniye’nin İran’da uğradığı suikast sonucu ölümü, İran ve İsrail arasında gerilim yarattı. Bu olayla İran rejimi prestij kaybına uğradı. Sosyal medyada olayın kendisi ve sonrasında İran tarafından verilen tepkiler alay konusu oldu. 

Geçmişte yaşanan protestolar, toplumsal sıkışmışlığı biraz rahatlatsa da, rejimi değiştirme adına bir sonuç vermedi. ABD’nin BM’de aldırttığı kararlarla uygulanan ambargolarda rejimi zor durumda bıraktı ama bir değişim yaratmadı. Son olarak yaşanan suikast olayı ise İsrail’in esas amacı bu olmasa da rejimin güçlü gözüken surlarında delik açmaya yarayan bir eylem oldu. 

Türkiye’deki muhalif görüşlü İran vatandaşlarına, ülkelerindeki protestoların Arap Baharı’ndaki gibi bir değişim yaratamamasının sebebini sorduğumda, toplumsal yapıdaki ayrışmanın ve çıkar çatışmalarının” toplumsal bir güç yaratamaması olarak açıklıyorlar. Bunu en son 2022’deki Mahsa Jina Amini’nin ölümüyle başlayan gösterilerde gördük. Amini’nin etnik kökeni sebebiyle, büyük olaylara rağmen diğer eylemler gibi bu eyleminde sonuç yaratan bir etkisi olmadı. Bunun yanında otoriter bir rejimde devletin herhangi bir parçasından destek bulamayan toplumsal hareketin, başarılı olmasının çok zor olacağını bilmek gerekir. 

Yine değişim umudu yaratan ve yeni seçilen Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan reformist olarak biliniyor. Pezeşkiyan’dan reform beklentisi gerçekçi bir beklenti olmaz çünkü reformist adayların rejimin sınırları dışına çıkması mümkün değil. Cumhurbaşkanı adaylarını radikal ve daha az radikal diye nitelendirmek daha iyi olur.

İran’ı köşeye sıkıştırmak için dünyanın uyguladığı ambargolar, derin ekonomik krizler yaratsada İran’ın kendi sanayisini ve teknolojisini geliştirmesine neden oldu. Her alanda kendi kendine yeten bir ülke haline gelmesinin itici gücü olan ambargo kararları, diğer taraftan en çok finans alanında, özellikle Ahmedinejad döneminde ambargoları delme girişimi ve ardından ortaya çıkan yolsuzluklar, İran’ın başını ağrıttı. Ambargoların diğer bir etkisi de ABD ve Batı’ya karşı İran halkını birleştiren bir konu olmasıdır. Bu ise rejimin otoriter etkisinin devamını sağlıyor. 

1979’da güçlü bir halk desteğiyle kurulan Ortadoğu’nun kendine has bir yönetim biçimi olan İran’da, kamuoyunda diğer Ortadoğu ülkeleri gibi bir değişim olup olmayacağı sorusu hep soruldu. Bazıları için bu soru, Şah zamanındaki gibi İran’ın ABD’nin güçlü bir müttefiki olup olmayacağı şeklinde oldu. Irak’ın işgalinden itibaren strateji uzmanlarının ve bazı köşe yazarlarının da Arap Baharı ile birlikte sıranın İran’da olduğuna dair yorumları oldu. 

Her şeyden önce İran, diğer Ortadoğu ülkelerinden farklı olarak güçlü ve köklü bir devlet geleneğine sahip bir ülkedir. İran’ın Arap Baharı’ndan olumsuz etkileneceği düşünülürken tam tersi fayda sağlaması, özellikle Irak ve Suriye’de söz sahibi olması köklü bir devlet olmasının sonucudur. Bunun yanında İran, zengin bir kültüre ve tarihe sahiptir. İran ekonomisinin dinamikleri Arap ülkelerinden daha farklıdır, askeri açıdan da aynı şeyi söyleyebiliriz. Ayrıca İran halkı, Arap ülkelerinden daha politiktir. 

Son gelişmelerden sonra ve şu ana kadar İran’ın İsrail’e karşı sert bir misillemesi olmadı ve olası bir savaş ihtimali ortadan kalktı.  Ortadoğu, her an her şeyin olabileceği bir bölge olduğu için her tahminin boşa çıkma ihtimali çok yüksek olsa da İran’da Arap ülkelerindeki gibi bir değişim kolay değil. Ya da ABD’nin Irak’taki gibi müdahaleyle indirgemeci bir değişim yaratması da zor görünüyor.