100. Yılında Franz Kafka

Kafka, 3 Temmuz 1883’te Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. 1924’te henüz 41 yaşındayken tüberküloz yani vereme yakalanarak hayatını kaybeder. Yaşamının büyük bir kısmı o dönemlerde Avusturya-Macaristan’a bağlı Bohemya imparatorluğunun başkenti Prag’da geçer. Kültürel açıdan zengin bir mirasa sahip olan Bohemya, Kafka’nın eserlerinin ilham kaynağı olacaktır. 

Kafka, içe dönük, hassas ve yalnız bir çocukluk geçirir. Bunun en önemli nedeni ise babası Hermann Kafka’dır. Özellikle “Babaya Mektup” eserinde, onun otoriter, baskıcı ve eleştirel yapısının kendisinde derin izler bıraktığını ifade eder. Dolayısıyla eserlerindeki acımasız, ulaşılmaz ve otoriter karakterlerin arka planında, babasıyla olan ilişkisinin etkisini hissetmemek mümkün değil. Annesi Julie Kafka ise oğluna karşı daha mütevazi ve anlayışlı olsa da eşinin gölgesinde kalan pasif biridir. Annesinin tutumları Kafka’nın daha içe dönük ve yalnız hissetmesine neden olacaktır. 

Lise eğitimini babasının ısrarıyla Altstädter Deutsches Gymnasium adlı Alman lisesinde tamamlar. Bu okul, katı disiplin anlayışı ve akademik olarak zorlayıcı yapısıyla biliniyordu. Liseden sonra 1901 yılında, Prag’daki Karl-Ferdinand Üniversitesi’ne girer. Başlarda Kimya okumak isterken sonradan felsefe ve hukuk bölümlerine yönelir. Hayatında önemli bir yeri olan Marx Brod ile de hukuk fakültesinde tanışır.

Marx Brod, Kafka’nın en yakın arkadaşıdır. Kafka’nın tanınmasında da önemli bir yeri olan Brod, çevirmenlik, editörlük ve yazarlık gibi edebi alanlarla ilgilenir. Bu ikili çok yakın olmalarına karşın birbirinin tam tersi iki karakterdir. Brod’un enerjik ve dışa dönük kişiliği, Kafka’nın içe dönük ve melankolik yapısıyla tam bir zıtlık oluşturmaktaydı. İkisi de farklı kişiliklerine rağmen, güçlü ve derin bir dostluk kurmayı başarırlar. Bu dostluğun Kafka’nın hayatında önemli bir yeri olacaktır. Çünkü Kafka’yı hem entelektüel hem de duygusal anlamda destekleyen Brod, onun yazdıklarının değerini gören biriydi. Kafka, ölmeden önce Brod’a yazdıklarının tümünü yok etmesini vasiyet eder. Bu durum ona olan güveninin bir göstergesiydi. Fakat Brod bu vasiyeti yerine getirmez ve eserlerini yayımlayarak Kafka’yı edebiyat dünyasına kazandırır. Hatta bir röportajında Kafka’nın vasiyetini bilerek kendisine bıraktığını çünkü eserlerini yayınlayacağını bildiğini söyler. Brod, sadece eserleri yayınlamakla kalmayıp onun yaşamını ve düşünce dünyasını anlatan biyografiler de yazarak Kafka’nın daha iyi anlaşılmasını sağlamış.

Kafka, Üniversiteyi bitirdikten sonra Prag’da bir sigorta şirketinde çalışmaya başlar. Bu işin düzenli bir kazancı vardır ancak aklı sürekli yazmakla meşgul olduğu için iş ona sıkıcı gelmektedir. Kafka, her akşam eve gelir gelmez bir şeyler karalamaya başlar. İş hayatı eserlerine ilham kaynağı olurken, baskı hissetmesine de neden olacaktı. Bundan dolayı İlerleyen zamanlarda sağlık sorunları yaşamaya başlar ve işten ayrılmak zorunda kalır.

Kafka’nın aşk hayatı da karmaşık ve trajik ilişkilerle doluydu. Özellikle hayatının son dönemlerinde karşılaştığı Milena Jesenská’nın onun yaşamında önemli bir yeri vardı. Bir süre Milena’yla mektuplaşan Kafka için bu mektuplar bir tutkuyken aynı zamanda içsel bir çatışma kaynağıydı.

İlişkilerinde genellikle mesafeli, kapalı ve tutuk birisi olan Kafka’nın bu durumu, ailesi olan bağı ve yaşadığı içsel sıkıntılarla alakalıydı. Bir diğer isimde Felice Bauer’dir. Bauer ile uzun süreli bir aşk yaşar. Hatta iki defa nişanlanıp ayrılırlar. Gerekçe olarakta tereddütlerini ve sağlık sorunlarını gösterir. Bu ilişkide yaşadığı gelgitlerin Kafka’yı derinden etkilediğini bir çok yazısında görebiliyoruz. Görünen o ki Kafka’nın sık sık yaşadığı yalnızlık hissi ve bağlılık korkusu aşk hayatını da olumsuz etkilemekteydi.

Edebiyat dünyasında önemli bir yeri olan Kafka’nın, hayatındaki karmaşık duygulardan yola çıkarak eserlerinde sıklıkla insanların duygusal çatışmalarını ön plana çıktığını görüyoruz. Yabancılaşma, bürokrasi, otorite karşısında bireyin yaşadığı güçsüzlük ve varoluşsal kaygılar eserlerinin ana temasıdır. Kafka, eserlerindeki karakterleri ve olayları derin anlamlar üzerinden şekillendirmekteydi. Yazılarında alışılmadık yapılar, tuhaf olaylar ve fantastik unsurları bir araya getirerek kendine özgü bir tarz oluşturur. Özellikle “Dönüşüm” kitabında Gregor Samsa’nın bir böceğe dönüşmesi bunun en büyük kanıtıdır. 

Dostoyevski’den etkilendiği bilinen Kafka’nın, onun insan doğasına, suç ve suçluluk psikolojisine dair derin incelemelerinden ve karakterlerinin yaşadığı içsel çatışmalarından etkilendiğini görüyoruz. Dostoyevski’yi “kendisini anlayan bir kardeş” olarak tanımlamış ve onun eserlerinde gördüğü insanların ruhsal acıları, ahlaki sorunları ve varoluşsal kaygıları kendi yazılarınında ilham kaynağı olmuş. “Dava” kitabı bunun önemli örneğidir.  Ayrıca, Kafka’nın eserlerinde gördüğümüz ironik unsurlar onun insan doğasına dair gözlemlerini daha çarpıcı hale getirmektedir. Kafka’nın edebi kişiliği ve yazarlık tutumu, onu modern edebiyatın en önemli yazarlarından biri haline getirmiştir. 

Şato (Das Schloss)Ceza Sömürgesi (In der Strafkolonie)Kayıp (Amerika), Bir Açlık Sanatçısı (Ein Hungerkünstler), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Hochzeitsvorbereitungen auf dem Lande) diğer önemli eserleridir.

Kafka, ölümünün yüzüncü yılında bile, zamana meydan okuyarak yaşamaya devam ediyor. Eserlerinde gördüğümüz yalnızlık, aidiyet eksikliği, sevgisizlik, varoluşsal sancılar ve yabancılaşma gibi duygular yüz yıl sonra bile bizi etkilemeye devam ediyor.

İçinde bulunduğumuz döneme paralel olarak toplumların büyümesi ve teknolojinin ilerlemesi insanların yaşadıkları yalnızlığı ve anlamsızlığı değiştirmeye yetmemekte.. Hala birçok insan yersiz yurtsuz, hem kendine hem de dünyaya yabancı şekilde hayatın keşmekeşinde savrulmaya ve kaybolmaya devam ediyor. Kafka’yı Kafka yapan içsel çatışmalarını evrensel bir deneyime dönüştüren yazma yeteneğine çok şey borçluyuz. Ve tabi ki bize Kafka’yı armağan eden Max Brod’a.