Eleştirel teori yaklaşımı ile bilinen Frankfurt okulu, sosyoloji, siyaset bilimi, psikanaliz, tarih, estetik, felsefe, müzikoloji gibi farklı disiplinlerden insanları bir araya getiren bir harekettir. 1923 yılında Felix Weil’in bağışı ile oluşturulan okul, ismini Almanya’nın Frankfurt kentinde bulunan Goethe üniversitesindeki “Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nden” ((Institut für Sozialforschung)) alır. Enstitü, kuruluşundan kısa bir süre sonra Eğitim Bakanlığı tarafından Frankfurt Goethe Üniversitesi’ne bağlı bir kuruluş olarak resmen tanınır.
1930’larda Max Horkheimer’in önderliğini yaptığı okulun öncü isimleri arasında Theodor W. Adorno, Herbert Marcuse, Walter Benjamin, Jürgen Habermas ve Erich Fromm gibi önemli isimler yer almaktaydı. Marksist teoriyi geliştirmek, kapitalizmi, faşizmi ve modern toplumun temel sorunlarını analiz etmek için oluşturulan enstitünün akademisyenleri, Avrupa’da Birinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan toplumsal sorunları bilimsel çalışmalarının merkezine oturturlar. Marksizm’i ekonomi temelli bir analizden çıkaran bu isimler, kültür, ideoloji ve psikolojiye de büyük önem vererek yaklaşımın zenginleşmesini sağlamışlardır. Okulun önde gelen isimlerinden çoğu, Adolf Hitler’in iktidara gelmesinden (1933) sonra Almanya’yı terk etmek zorunda kalır. İlk önce Cenevre’ye ardından da Columbia Üniversitesi davetiyle ABD’ye giderler.
Okul, Horkheimer ve T. Adorno ile “Aydınlanmanın Diyalektiği” isimli ortak çalışması sayesinde daha da büyümeye başlar. Horkheimer’ın “Geleneksel ve Eleştirel Teori” makalesi sonucunda isimleri duyulamaya başlanan okulun eleştirel teorisyenleri, 1950’lerden sonra ayrışmaya başlar. Birçoğu Ortodoks Marksizm’i reddederken kapitalizmi derinden eleştirmeye de devam etmişleridir. 1960’lara gelindiğinde Marcuse’in kapitalizmin sosyal yaşamın üzerindeki kontrolünü ele aldığı eleştirisi, dönemin genç nesli arasında beklenmedik bir etkiye sahip olacaktı.
Jurgen Habermas savaştan sonraki yıllarda Frankfurt Okulu’nun en önde gelen ismi olarak ortaya çıkar. Eleştirel teoriyi analitik, dilbilimsel analiz ve yapısalcılık gibi konularla gelişmelere açmaya çalışacaktır. 1970’lerden sonra eleştirel teori; tarih, hukuk, edebiyat ve sosyal bilimler çalışmalarında da son derece etkili olmuştur.
Frankfurt Okulu ve Marksist Eleştirel Teori
Okulun kilit konularından ve felsefi yaklaşımlarından bazıları, modernlik, kapitalist toplumun eleştirisi, sosyal özgürleşmenin tanımı ve toplumun patolojilerinin tespiti üzerineydi. Temel yaklaşım olarak ele alınan Eleştirel Teori ise; Marksist felsefenin üzerinde durduğu metalaştırma, nesneleştirme, fetişleştirme, faşizm, otoriterlik ve kitle kültürünün eleştirisi gibi bazı ekonomik ve politik kavramlarla alakalı yorumları içermekteydi.
Frankfurt Okulu akademisyenleri, insanın kurtuluşu için bilimin eleştirel bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyorlardı. Özellikle toplumsal teoriler ve eleştirel düşünce üzerine odaklanan bir entelektüel hareket ve düşünce ekolü vardı. Karl Marx ve Sigmund Freud’un düşüncesinden yararlanan eleştirel teorisyenler, felsefenin birincil amacının insanların egemen olduğu ve ezildiği sosyal yapıları anlamak ve üstesinden gelinebilmesi için onlara yardım etmek gerektiğini savunuyorlardı. Bilginin insanları özgürleştirme amacı taşımadan kendi başına bir amaç haline geldiğinde, toplumu baskı altına alan güçleri meşrulaştırabileceğini, bilim ve teknolojinin ilerlemesinin, insanlığın çıkarları doğrultusunda kullanılmadığında, sosyal adaletsizlikleri derinleştirebileceği uyarısını yapıyorlardı.
Horkheimer ve Adorno, aydınlanmanın akılcılık ve bilimsel ilerleme anlayışının, insan özgürlüğüne hizmet etmek yerine, toplum üzerinde bir tahakküm aracı haline dönüşme riski olduğuna inanıyorlardı. Bu nedenle bilimsel ilerlemeye karşı körü körüne bir inancın tehlikelerine dikkat çekmiş, bilimsel bilginin her zaman etik ve toplumsal bir bağlama oturtulması gerektiğini vurgulamışlardır.
Horkheimer’den Habermas’a Frankfurt Okulu Dönemleri
Frankfurt Okulu genellikle üç dönem olarak incelenmektedir. Birinci dönemi 1923-1933 yılları arasında kuruluş dönemi olarak geçmektedir. Bu dönemde işçi sınıfı tarihi ve Marx’ın düşünceleri ağırlıktaydı. Rusya’da sosyalist devrimin başlaması batılı Marksistleri Marksizm’i yeniden düşünmeye iterken, toplum algısı eleştirilmeye başlanmış. Buda geniş bir entelektüel akımın doğmasını sağlamıştır. Frankfurt okulu bu dönemde ciddi bir ampirik yönelimin içerisindeydi.
İkinci dönemi ise 1934-1950 arasındadır. Bu dönemde ampirik çalışmalardan çok felsefe ve psikanalizimle ilgi duyulmuş. Okulun en parlak zamanlarıdır. Ağırlıkla Horkheimer dönemi olarak da bilinmektedir. Frankfurt Okulu’nun eleştirel teorisinin temellerinin atıldığı ikinci dönemde Max Horkheimer, Marksist teoriyi kültür, ideoloji ve toplumsal yapılarla ilişkilendirerek geliştirir. Bu dönemde bilim ve rasyonaliteye eleştirel bir yaklaşım getirildi; özellikle Horkheimer ve Adorno’nun “Aydınlanmanın Diyalektiği” eseri, modern rasyonalizmin baskı araçlarına nasıl dönüştüğünü anlatmıştır. Ayrıca, faşizm, totalitarizm ve kapitalizmin birey üzerindeki baskıları incelenmiş. Horkheimer, toplumun sadece analiz edilmesi değil, dönüştürülmesi gerektiğini savunarak eleştirel teoriye yeni bir bakış getirmiştir.
Üçüncü Dönem (1950’ler sonrası), eleştirel teorinin kültürel eleştiriden demokrasi ve iletişim teorilerine genişlediği bir süreci kapsar. Dönem, Frankfurt Okulu’nun Almanya’ya dönüp yeniden yapılanmasıyla başlar. Bu dönemde, Özellikle Jürgen Habermas ismi öne çıkarken Horkheimer ve Adorno, kültür endüstrisi kavramını daha da ilerleterek kapitalizmin kitleleri nasıl pasifleştirdiğine dair eleştirilerde bulunacaklardı. Eleştirel teoriyi genişleten Habermas ise “iletişimsel eylem” ve “kamusal alan” kavramları üzerine araştırmalar yapmıştır.
Frankfurt Okulu, modern topluma yönelik eleştirel bir perspektif sunarak geleneksel Marksist düşünceyi kültürel ve ideolojik analizlerle zenginleştirmiş, kapitalizmin bireyleri yalnızca ekonomik olarak değil, aynı zamanda kültürel ve toplumsal düzeyde nasıl etkilediğini incelemiştir. Eleştirel teori ile de toplumu anlamayı değil, aynı zamanda dönüştürmeyi amaçlamıştır. Bu nedenle Frankfurt Okulu, felsefe, sosyoloji ve siyaset teorisi alanlarında kalıcı etkiler bırakmıştır. Okul, modern toplumun yapısal sorunlarını eleştiren kapsamlı bir çerçeve sunması açısından önemlidir. Adorno ve Horkheimer, kültür endüstrisinin bireyleri pasifleştirdiğini ve düşünsel özgürlüğü zayıflattığını vurgulayarak, medya ve eğlence sektörünün toplumsal şekillendirmedeki rolünü analiz etmeleri, Jürgen Habermas’ın iletişimsel eylem teorisi ile rasyonel iletişimin demokratik süreçlerdeki önemini ortaya koyması, okulun etkisini daha da genişletmiştir.
Kaynak:
1.Burak Özçetin -Kitle İletişim Kuramları: Burak Özçetin: Kitle iletişim Kuramları
2.Britannica: https://www.britannica.com
3.Stanford Encyclopedia of Phyilsophy: https://plato.stanford.edu
4.Frankfurt School: https://www.frankfurt-school.de






Cevap Yaz
Yorumları Görüntüle