3 Aralık 1948 doğumlu John Michael “Ozzy” Osbourne, 22 Temmuz günü aramızdan ayrıldı. 76 yaşındaki ünlü sanatçı sabah saatlerinde ailesinin yanında hayata gözlerini yumdu.

Emperyalist güçlerden, küresel güçlere işçinin değişmeyen kaderinin sembolü bir kutlanıp, bir yasaklanan meydanları paylaşılamayan 1 Mayıs. 

Açık Radyo'nun kuruluşundan bu yana düşünce ve ifade özgürlüğünü ve "bunun doğal bir sonucu olan basın özgürlüğünü" savunduğunu vurgularken, karardaki değerlendirmelerin "evrensel hukuk ve gazetecilik ilkeleri doğrultusunda" kabulünün mümkün olmadığı belirtilmişti. Son olarak radyodan yapılan açıklama ile “Tüm dinleyicilerimizi, meslek örgütlerini ve uluslararası kamuoyunu Türkiye’de basın ve yayın özgürlüğü adına telafisi mümkün olmayan bir kayba yol açan bu RTÜK kararına karşı bu sefer çok daha net ve gür bir biçimde ses çıkarmaya davet ediyoruz” çağrısı yapıldı.

Kraliçe Victoria'nın hüküm sürdüğü dönemde Birleşik Krallık şairliği yapmış ünlü İngiliz Alfred Tennyson'un şiirinden esinlenilerek yapılmış bir resimdir. Viktoryen dönemin ressamları, eserlerini şiir, edebiyat ve mitolojiden esinlenerek yapmayı seçmişlerdir. John William Waterhouse da bu ressamların başında gelir. Defalarca resmettiği bu eserde Leydi'nin hayatı, yolculuğu, ölümü ve hissettikleri muhteşem bir şekilde betimleniyor. Dönemin ressamlarının kullandığı parlak renkler, semboller ve doğanın tasviri ve öyküleyici anlatımın etkisi bizi büyülü bir dünyaya götürür.

Zülfü Livaneli’nin eserinden uyarlanan 2007 yapımı yönetmenliğini Abdullah Oğuz’un yaptığı filmde tecavüzden, töreden kaçan bir genç kızın hayatı anlatılıyor.

Sinemanın erkek egemen ideolojinin hâkimiyetinde olması pek çok sektörde olduğu gibi burada da toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında da kadın imgesinin var oluşunu zorlaştırıyor. Oysa sinema hem sanatsal bir faaliyet hem de bir toplumsallaşma aracıdır.  Çoğu zaman var olduğu toplumun kültürünü yansıtır. Sinemaya eğlenmek, düşünmek, öğrenmek, tarihsel bir gerçeklikle yüzleşmek çoğu zaman hayal bile edemeyeceğimiz bir dünyaya yolculuk yapmaya gideriz.

İlk kez “Bir Delinin Hatıra Defteri” ile izlediğimde sarsılmıştım. Karşımda işine aşık, tutkunun vücut bulmuş hali bir insan vardı. Senelerce üç farklı yorumla sahnelediği bu oyunu hem Türkiye’de ilk kez oynayan hem de yetmiş beş dakika boyunca tüm dikkatinizi ayakta tutabilen tek kişiydi. Sahnede büyüdükçe büyüyen, sahnenin tozuyla nefes alan biri…

Üniversiteler hayatımızın dönüm noktası olan kurumlardır. Büyük hayallerle yola çıktığımız meslek sahibi olacağımız, pek çoğumuz için özgürlüklerimize ilk adımı attığımız yerlerdir. Kendi adıma hayatımın en büyük heyecanını duyduğum dönemdi, artık bir vasfım olacaktı, yeni bilgiler öğrenecektim. Toplumda okuduğum bölümle değer göreceğim bir dönem başlıyordu.

İnsan kendini bilmek ister mi? Kendini bilen biriyle karşılaştığımızda belki de bunu hiç hissetmeyeceğiz.  Sokrates, Antik Yunan felsefesinde bilgeliğin, arayışın önemini vurgulayan bir filozoftu. İnsanların çoğunlukla kendi düşüncelerine, inançlarına veya ön yargılarına dayanarak yanlış sonuçlara ulaştığını düşünüyordu. Ona göre, insanlar genellikle kendi sınırlı deneyimleri ve bilgileri ile dünyayı sınırlı bir perspektiften anlamaya çalışırken, aslında çok az gerçek bilgiye sahiptiler. Dolayısıyla, insanın gerçek bilgeliğe ulaşabilmesi için, kendi sınırlarını bilmesi ve alçakgönüllü bir şekilde "hiçbir şeyi bilmediğini" kabul etmesi gerektiğine inanıyordu.

Kübizm'in en önemli temsilcisi, Pablo Picasso 1881 yılında İspanya'nın Malaga şehrinde doğmuştur. Picasso'nun kullandığı ilk kelime ispanyolca kalem anlamına gelen "lapiz" kelimesi olmuştur. Babasının resim öğretmeni olmasından da etkilenir ve 13 yaşına geldiğinde artık babasından daha iyi resim yapar hale gelmiştir. Bu sırada kız kardeşini difteri hastalığından kaybetmesi Pablo da derin yaralar açmıştır.