İnsan kendini bilmek ister mi? Kendini bilen biriyle karşılaştığımızda belki de bunu hiç hissetmeyeceğiz. Sokrates, Antik Yunan felsefesinde bilgeliğin, arayışın önemini vurgulayan bir filozoftu. İnsanların çoğunlukla kendi düşüncelerine, inançlarına veya ön yargılarına dayanarak yanlış sonuçlara ulaştığını düşünüyordu. Ona göre, insanlar genellikle kendi sınırlı deneyimleri ve bilgileri ile dünyayı sınırlı bir perspektiften anlamaya çalışırken, aslında çok az gerçek bilgiye sahiptiler. Dolayısıyla, insanın gerçek bilgeliğe ulaşabilmesi için, kendi sınırlarını bilmesi ve alçakgönüllü bir şekilde “hiçbir şeyi bilmediğini” kabul etmesi gerektiğine inanıyordu.
Oysa etrafımız “Ben” cilerle dolu. En iyi ben bilirimler, ben oldumlar, mevkiler, makamlar çoğu zaman hiçbir şey bilmeden çok şey bildiğini zannedenlerle savaşıyoruz. Kendini sev, kendini beğen kelimeleri bizi hasta etti. Etrafımız narsisten geçilmiyor. Empati yoksunu, başkalarının duygularını görmezden gelen kalabalıklar var. Bu bireyler benliklerine aşık, kendini önemseyip, başkalarını kullanan ve sadece kendilerinin var olduğu bir dünyada yaşıyorlar. Çocuğumu alıp parka gittiğimde kendi çocuğunu, sırf Suriyeli diye diğer çocuklarla oynatmayan ebeveynlerle karşılaşıyorum. Markete gittiğimde kasiyere sınıfsal farklılıkları nedeniyle emir eli muamelesi yapıp, aşağılayanları görüyorum. Ülkenin doğusunda doğup büyümüş olmanız, bir batılıyla ters düştüğünüzde “Varoş” muamelesi görmenize neden oluyor. Sosyoekonomik statümüzün değişmesi, inançların verdiği kurtarılmışlık hissiyatı, belirli bir zümreye ait olmayışınız ötekilerin sizi hor görmesine neden oluyor.
Her şey oluyoruz, ama insan olmayı beceremiyoruz. Kendimizi çabuk kaybediyoruz. Dünyevi her şey başımızı döndürüyor. Benliğimiz yaşam boyunca değişebilir. Deneyimler, eğitimler, ilişkiler ve yaşam koşulları, bizi farklı statülerle götürebilir. İnsanız, her şey bizim için. Evet, benliğimizi geliştirelim, kendi kimliğimizi oluşturalım ama kim olduğumuzu, hayatın bizi nereye götüreceğini unutmayalım. Ölçülü olmayı, duygularımızı dengelemeyi bilmemiz gerekiyor. Sosyal ilişkilerimizi daha sağlıklı yönetebilmemiz için, insanları yaralamadan, aşağılamadan var oluş mücadelemizi sürdürmeliyiz. Ancak mütevazı bir tutum, başkalarıyla saygılı bir şekilde etkileşim kurmamızı sağlayabilir. Başkalarının görüşlerine değer vermeyi, başarılarını takdir etmeyi, hatalarını kabul etmeyi, öz eleştiri yapabilmeyi alçakgönüllülükle gerçekleştirebiliriz. Sokrates’i Sokrates yapan en önemli şey onca bilgeliğin üstüne ” Tek bildiğim hiçbir şey bilmeyişimdir” deyişi olmuştu. Günümüzde herkesin bildiği bu cümle alçakgönüllülüğün, sabrın, olgunluğun getirdikleriydi. Kendi cehaletimizi kabul etmeliyiz. Düşüncelerimizi, inançlarımızı ve bilgilerimizi sorgulamalı, sürekli olarak öğrenme çabası içinde olmalıyız. Büyüdükçe, küçülmemiz gerektiğini unutmamalıyız.






Cevap Yaz
Yorumları Görüntüle