Sinemada Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Bechdel Testi

Sinemanın erkek egemen ideolojinin hâkimiyetinde olması pek çok sektörde olduğu gibi burada da toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında da kadın imgesinin var oluşunu zorlaştırıyor. Oysa sinema hem sanatsal bir faaliyet hem de bir toplumsallaşma aracıdır.  Çoğu zaman var olduğu toplumun kültürünü yansıtır. Sinemaya eğlenmek, düşünmek, öğrenmek, tarihsel bir gerçeklikle yüzleşmek çoğu zaman hayal bile edemeyeceğimiz bir dünyaya yolculuk yapmaya gideriz. Bu yolculukta imgeler dünyasından verilmek istenen mesajlarda, yaratılan karakterler, karakterlere biçilen roller büyük önem taşır. Sinemanın yedinci sanat olarak tanımlanması verdiği mesajlar ve en ulaşılabilir sanatsal faaliyetler arasında olması nedeniyle sektöre büyük sorumluluk düşüyor. Çünkü sinemanın ideolojilerin yayılmasında üstlendiği aktif rol ve toplumu yönlendirmedeki başarısı toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında büyük önem taşıyor.

Sinema sektörü ülkemizde az sayıda kadın oyuncu ve yönetmenle gelişme göstermiştir. Cahide Sonku, Bilge Olgaç, Birsen Kaya gibi kadın yönetmenlerin ortaya çıkması sektördeki kadın bakış açısının gelişmesini sağlamış olsa da filmlerin çoğunda kadınlar genellikle özel alanla, evlilikle ve annelikle ilişkilendirilmiştir. Çalışma hayatında var olmak isteyen kadınlar ise sadece büyük şehirlerde şarkıcı, oyuncu olarak, filmin sonunda “kötü yola düştükleri” bir senaryoda bize veda ederler. Bu ders niteliğindeki kötü sonla çalışan ve mevcut düzenin dışında var olmak isteyen kadınların mutsuz sonla cezalandırıldıkları öğretilir. 

1927 yapımı ses ve görüntünün ilk kez bir arada kullanıldığı “The Jazz Singer” adlı filmden bu yana olay örgüleri daima erkek oyuncular ve onların yaşam tarzları etrafında şekillenerek gelişmiştir. Her ne kadar müzikal bir film olsa da on dört erkek baş rolün arasında sadece iki kadın baş role rastlarız. Ana akım sinemayı temsil eden Hollywood sinemasında kültürel olguların dışına çıkmak riskli görüldüğünden, seyircinin aşina olduğu, kolay tüketilebilecek imgeler kullanılır. Bütün fantastik süper kahramanlar karşımıza erkek olarak çıkar, en iyi ajanlar erkektir, kadınları hayatın zorlukları içinden çekip çıkaran kişiler de yine erkektir. Sistem kültürel kodlardan ve ataerkil düzenin gereklerinden kopmadan gelişme gösterir.

Feminist hareketin 1980’li yıllarda ivme kazanmasıyla birlikte dünyada ve ülkemizde kadın yönetmenler ve oyuncular ortaya çıkmaya başlamış. Ancak yine de en çok izlenen filmlere baktığımızda 250 filmden sadece %10’unun yönetmeninin kadın olduğunu görürüz. Kadınlara biçilen roller ise yukarıda bahsettiğim gibi değişmez. 1985 yılına geldiğimizde LGBTİ bir birey olan Amerikalı çizgi romancı ve yazar Alison Bechdel’in “The Rule” adlı çizgi öyküsüyle “Bechdel Testi” ortaya çıkıyor. Test sinemada ve diğer görsel medya formlarındaki cinsiyet eşitliğini değerlendirmeyi amaçlar. Bechdel testi, bir film veya medya eserinde yer alan kadın karakterler hakkında bazı temel sorular sorar.

Bechdel testinin temel soruları;

1- En az iki kadın karakter: Film, en az iki ayrı kadın karakter içermeli. Bu karakterlerin filmde adları geçmeli ve varlıkları önemli bir rol oynamalıdır.

2- Kadın karakterlerin birbirleriyle konuşması: Bu iki kadın karakterin, birbirleriyle film boyunca bir diyalog içinde olmaları gerekir.

3- Konuşulan konu: İki kadın karakter, erkekler hakkında olmayan bir konuda konuşmalıdır. Filmdeki kadın karakterlerin kendi yaşamları, duygusal deneyimleri, ilgi alanları veya diğer kadınlar hakkında konuşabilecekleri anlamına gelir.

Bechdel Testi, kadın karakterlerin filmde genellikle erkek karakterlerin hikayesine hizmet ettiği veya sadece romantik ilişkilerin bir parçası olarak var oldukları durumları gözler önüne serer. Birçok popüler film, Bechdel testini geçemiyor, bu filmler arasında Gladyatör, Yüzüklerin Efendisi, Yıldız Savaşları, Avatar, Baba, Marriage Story, 400 Darbe gibi filmler yer alıyor. Kolay bir test gibi görünse de, birçok filmde iki veya daha fazla kadın karakter olmasına rağmen, bu kadınların birbirleriyle hiçbir diyaloglarının olmadığını görüyoruz.

Testi geçen filmler arasında ise Nuri Bilge Ceylan’ın Kış uykusu filmi Kill Bill, Mad Max, Frozen, Black Swan ve Açlık Oyunları yer alıyor. Ancak Bechdel testi eleştirmenler tarafından yüzeysel bir ölçüt olarak kabul ediliyor. Elbette ki sadece bu testi geçmek, cinsiyet eşitliği sorununu çözmez. Aynı zamanda, bazı filmler bu testi geçseler bile, kadın karakterlerin stereotipler, yüzeysel ve karakterler olarak tasvir edildiklerini görebiliriz.

Bechdel testi medya üreticilerine ve izleyicilere toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda daha bilinçli olma fırsatı sunar, ancak tek başına yeterli değildir. Cinsiyet temsili konusundaki sorunları ele alabilmek için daha eşitlikçi bir bakış açısı ve daha derinlikli çözümlemelere ihtiyaç vardır. Tarihsel gelişime baktığımızda toplumsal cinsiyet eşitliğinin sinema sektörü içinde de mücadele alanına dönüştüğünü görebiliriz. Bu nedenle umuyorum ki kısa vadede sadece kadınların değil, LGBTİ bireylerin de eşitlikçi bir düzlemde temsil edildikleri filmler izleyebiliriz.

Cemile Kavak started her education at Afyon Kocatepe University, Department of Banking and Insurance, and completed her studies at Anadolu University, Department of Business Administration and Ankara University, Department of Journalism. He started his career as an intern at Ziraat Bank Istanbul Cağaloğlu branch. She worked in the operations team at NN Hayat Emeklilik between 2013 and 2015, and then gained experience as an Operations Specialist in PwC Turkey Audit and Tax Advisory Services sector between 2015 and 2018. With the Modern Art and Art History trainings she received at various institutions, she has strengthened her knowledge and experience in the field of art. She organizes online workshops and museum visits in the field of plastic arts. Currently, she is actively working with Galata Art Center and 8arti1galery.